Thursday, April 26, 2007

you can call me whenever you are in trouble!

bu cümleyi bu blogda bir yerlerden hatırlıyorum: güzin abla gibi mi görünüyorum?
neden vatan millet tanımadan herkes bana ilişkilerindeki sorunları anlatıyor? neden beni çaresiz bırakıyorsunuz cevap bekleyerek? son 2 saatim içmekte olan meksikalı bir arkadaşı nette teskin etmekle geçti, hala adam olmadı ve beni o kadar zor bıraktı ki-artık çok şanslıyım senin gibi bir arkım var diye demeye başlayınca anladım kütük oldu bizimki, öğrendik artık bu laflar sızmadan önceki son sözler oluyor, öpücüklerin yanısıra. efendim sonra kızı yeniden aramaya kalktı. boşuna mı konuştuk be aaa?
diğer bir meksikalı kız ark da türk erkek arkını bana şikayet etti, ayrılayım mı diye bana soruyor: )) bu kız da karşı kapı komşum ve sınıf arkım.
bugün meksika yöresinden şansım pek açık hof!
beni böyle nasıl seçiyorlar armut gibi diğer insanların arasından bilmem.
heyt be!
sizin yüzünüzden umutsuz olceem!

biri de bana umut versin, şurda günlerdir ilan ediyoruz bahar, çiçek ve böcek aranıyor diye aaa!
:p

Monday, April 23, 2007

es rüzgar!

montreal rüzgarlı bugün. bahar rüzgarı efil efil esiyor.
arasıra sokaktan araba ve müzik sesleri geliyor. montreal alışık değil, kış uykusundan yeni uyandı zira. belki de ancak 2 ay bu kadar canlı olacak.
sokaktan gelen sesler bana hisarüstü balkonunu hatırlatıyor bazen, dalmışken kelimelere özellikle. orada koca bir sokağa-ve belki bulvar bile denebilir- tepeden bakan balkon, ince dallı ağacıyla. rüzgarın vuruşuyla yelpaze gibi yanaşır, huzur salar içine. özellikle geceleri geç saatlerden sabah ışıklarına kadar bitmeyen sesiyle hisarüstünün, hemen binanın altında simitçide oturan insanların güzel kahkahaları ve muhabbetleriyle..gecenin kendine has sessizliği hiç olmaz hisarüstünde. değişmediyse eğer..
çıkarırsın yemek masasını, yemeğini de yersin, içersin, finallerine de çalışırsın, muhabbet edersin molalarda, sonra yine dalarsın çalışmaya, aşık olduğun adamı da düşünürsün okuduğun her hukuk metninin üç satırında bir, arasıra ev arkadaşların gelir balkona-bazen yalnız da olmassın orda-, gece alırlar radyo çaları, bağıra bağıra şarkılar söylersiniz boğaza karşı, balkonda yere oturup görünmeme şartıyla aşağıdan, sonra insanları gözetlersin, muhabbetlere de kulak kabartırsın, evden çıkmana gerek kalmaz, otur o balkondan seyreyle koca boğaziçi ne yapıyor, en son hangi arabalar çıkmış, krolar bmw kullanımında mı önde bu yaz yoksa mercedes- modada trend nedir-sarı saçlı kız oranındaki artış, azalış, taksimden en geç saatte gelenler kimlerdir. alabildiğine güzellik...her şey yerinde ve vaktinde güzeldir, bundan sonra daha güzel balkonlarda oluruz inşallah.

Sunday, April 22, 2007

oba!

alttaki foto cumartesi akşamı bulunduğumuz algerialı dostların evinden. dün akşam koşa koşa geç kaldım tedirginliği ile akşam 7 sularında gittim overdia'ların evine. önce harika bir saksı çiçeği aldım. şansıma overdia'nın doğum günüymüş, pek hoş oldu:) gittiğimde gördüm ki hala yemek yapıyorlar. saat 9 idi yemeğe başladığımızda. hatunu hızlandırmak için bayağı çaba verdim, her üç dakikada bir yardım edebileceğim bir şey var mı diyerek işi kısa tutmaya çalıştım ama nerdeee. türk insanına randevusuna geç kalıyor demeyin lütfen! ortadoğu, afrika ve güney amerika gibi âla örnekler varken. yemek yer kalkarım diyordum ki maalesef gece 1.30da evden çıkabildik. böylece gece 3'de uyuyup öğleyin 2 de kalkışım bu yüzden. ayrıca pek de sağlıklı değilim, zira ilkbahar fena çarptı. zaten her an aşık olmak istiyorum gibi maymunca laflar edişimden bir şeylerin anormal olduğunu anlamıştım. 2 de bile zorla kalktım zira 3'de diğer bir aktivite: p için buluşacaktık.


bu foto,
bugün
düzenlediğimiz
turkish
coffee
party.
2 koreli, 4 meksikalı, 1 ispanyalı, 1 çinli ile hepinizin gururu bir türk:p bir araya gelip plastik bardaklarda türk kahvesi içip cezelye yedi. bizim 2 aklı havada meksikalı, istanbul marche yolunu bulmasına buldular ama akılları havada olduğundan sorma gereği duymadan cezelyeleri alıp geldiler lokum yerine. bu ikisi en sağda ard arda duran 2 süper arkadaş:)) poşeti açarken yaşadığım hayal kırıklığını tahmin etmek zor değil. herkes beğendi, ama en çok şu yerde maymunca hareketler sergileyen pek sevgili oscar:)) uyardım ikinci fotoda, adam gibi davran len die:p ciddi poz verdi ama ben bu fotoyu daha çok beğendim çünkü ben iyi çıkmışım bunda. pardön:p ayrıca, türk kahvesini kız isteme prosedüründe ikram ettiğimizi anlattım. peki eğer kızın yaptığı kahveyi beğenmezlerse noluyor dediler:)) güzel soru değil mi:)
ayrıcana, bugün hepsine dokunmadan konuşmayı öğrettim:)) iyi iş çıkardım. hepsi de saygılı sağolsunlar. bizim türk erkeklerinden birine bana dokunma derseniz bilmem ne kadar bozulur. umarım ilerleyen yıllarla birlikte birbirimize saygı duymayı milletçe öğreniriz.
son olarak, hiç ödev yapmadığım bu haftasonunu kutlar, bu bunalım modundan çabucak çıkmayı dilerim.
:0

Friday, April 20, 2007

tell the truth you never wanted me: )

bahar geldi inanılmaz bir huzur veriyor bu güzel havalar, her şeye rağmen!
kendimi rüzgarda uçan bir tüy gibi hissediyorum, sokakta yürürken.
ve aşık olmak istiyorum böyle havalarda, o kadar güzel ki yalnız gezip tüketmeye kıyamadığım kadar..bahar insanıyım ben!
hava değişimlerinin insanları hayvanlar kadar çok etkilemediğini sanırdım. ben bir istisna mıyım? bugün sınıfta bir kız daha diyordu, bugün hava harika, bu yüzden bugün her şey harika görünüyor gözüme diye.
havası dengesiz olmayan bir yerde yaşamalıyım ben.
sonraki durağım inşallah huzurlu bir yer olur..ilkbahar havası taşıyan..ve aşk elbette..
yaz gecesi alışverişlerime başladım, yürümek huzur vericiydi bu gece. seinfeld'den kalma ritz büsküvimi de aldım geldim, daha ne isterim ılık bir şarap yanında. pardon meyve suyu: p
bu gece cuma. markette alkol almayan yok gibiydi. daha önce cuma gecesi ya markete gitmemişim ya da gözüm kapalı geziyormuşum. evet gözlerim kapalıydı sanırım, bahar geldi ve doğumundan sonra gözleri açılan bebekler gibiyim.

piyano ve keman seslerinde kaybolmak istiyorum..moby dinleyelim, porcelain. ve hayal edelim..her şey güzel olsun, huzur dolu olsun...

Thursday, April 19, 2007

belki de..gözlerimde boğulma diye..

Desmond da birinin canını yakmış..
What do you think is it right to hurt someone's feelings because you have an excuse whatever it is? Because you have a different path ahead of you. Because because because. Maybe I was thinking in the wrong way so far? Maybe no one is quilty because of torturing me somewhat and being away from me..
I didn't cry, but i felt a twist in my heart..
What's gonna happen next? What's gonna?

ağlamıyorum ağlamıyorum yine de...


iklimi farklı buraların,
rüzgarından mıdır şehrin,
gözyaşları kuruyor...

göz çukurunda...

Wednesday, April 18, 2007

Hak ettiğiniz gibi yönetilirsiniz!

zaman geçtikçe gümbür gümbür son ses televizyonlu bir eve dönecek olmanın daha şimdiden nasıl bunalım yaşattığını bilmem nasıl anlatmalıyım. ben bu çoğu lanet olası "türk" medyasını buradan da takip ediyorum. hala aynı çalkantılar ve saçmalıklar. mütemadiyen savaş patlatan bir medya, savaşa taraflar koyup, uçlara bölüp ötekiler "yaratıp" birbirini yok etmeye meyillendiren, ortada göbek atan masonlar topluluğu..yazık ki ne yazık ülkeme.
dışarıdan bakan göz oynanan oyunları daha rahat görüyormuş. ben de buradaki gazetelerin manşetlerine ve içeriklerine bakıp, kendi ülkemdeki medyaya lanet ediyorum! bizi parçaladıkları için..maşa olmamıza yol açtıkları için..
maşalar olarak kendimize de çok kızıyor ve acıyorum.

Son söz kalıyor nakletmeye, her şeyi aşikar eden...

Hakettiğiniz gibi yönetilirsiniz! -Hz. Muhammed (s.a.v)

Monday, April 16, 2007

ingliş-türkiş?

ben buralara uğramayalı ingliş olan panelim türkişe dönmüş. komik yapmışlar çevirileri: gönderi, türkçe demeye şahit istiyor.

uykularımı tam alamıyorum, sonra sabahları uyanamıyorum. nerde bu doktorlar, nerde çareler?
bu gece biraz sınırı aştım, dobisko.com. yemek yeme yerlerini-türkçeleştirme çabası: p- insanlar bu sitede paylaşıyor. aa insanlar ne tuhaf:p sonracığıma, baktım işi abartıyorum, aklına gelen her mekanı yazacağına uyusan ya gülüm dedim ve bıraktım. biraz daha devam edersem, sitenin kurucusundan komisyon almam lazım, bedavadan olmaz şeker öyle hep hep.

dün sermin'de kaldım. evin aç kedisini doyurmaya çalıştık. herkes tok idi. benim sayemde süper bir yemek yediler:p etlere dokunmadan et yemeği pişirdim. annemin yanına gidince, ilk öğrenmek istediğim et yemeklerinin nasıl pişirildiği olacak. etin hayatımızda elzem olduğunu anladık. bu yurtdışı macerası bana daha ne öğretecek bilmiyorum. ama bayağı şey öğrendiğim, kendime prenses gibi davrandığım kesin ahahah. yalnızlık bazen de doyurucu oluyormuş. bence de ilginç:)

marketlere girdiğimde, sakız, büsküvi ve çikolatalara dadanma alışkanlığımın artışı olumlu olmasa da serotonin hormonuna da saygı duymak gerektiğini biliyorum.

dünya üzerinde sadece sebze ile yaşanmayacağını anlıyorum. sebzeler çok sınırlı. ya da benim aklım kıt.

makarna ancak gece yarısı pendik'te tv makinası eşliğinde pişince lezzetli oluyormuş. burada değil.

gece alışveriş yapmak zaman kazandırıyormuş.

geç yatmak sabah erken kalkma üzerine olumsuz etkide bulunurmuş.
iyi geceler...
:)

Sunday, April 01, 2007

i'm back!

1 haftalık çok güzel bir keşif gezisinden sonra yine karşınızdayız sayın seyirciler.
çok şey gördük, çok foto aldık, çok cesurca davrandık aslında biraz da. gece 10'da new york sokaklarında dolanmak gibi:) istanbul'dan daha güvenli bulduğumu söylemek beni üzüyor, ama gerçekten kaçılmıyor.
bugün süper bir gün, bugün dünyanın en anlamlı varlıklarından biri doğdu. rabia adını nihal koydu. tüm güzellikler onun olsun, içi hep huzurlu olsun bundan sonra. en güzel varlık, seni deli gibi seviyorum!
kızın:)