Sunday, February 25, 2007

heeeyyyt uleeen!

bilmediğin bir yere giderken acele etmek kadar lüzumsuz bir şey olamaz. kitapçı kapanacak mı? kapansın, zaten o acele ile bilmen gerekenleri bile bilmiyorsun.
indiğim yerde acele ile bilmediğim bir otobüse binince bayağı bir yuvarlak çizip başağrısı ile indim. çıkan sonuç: amaçlar ne olursa olsun insanların gözünü kör etmemeli.

oldukça sıkıcı bir gün idi.
yalnızlık beni alışverişe vuruyor. aldıklarımın verdiği küçük ve geçici mutluluklara bile heyecanla bakıyorum. küçücük şeylerden mutluluk beklemek. küçük derken, onları alamayan o kadar çok insan varken küçük deyip küçümsemek de istemiyorum. demek istediğim aslında açık değil mi? ben biliyorum ne dediğimi, boşvereyim gerisini. asıl mesele böyle giderse alışveriş de keyif vermeyecek. hatta vermemeye başladı bile. çikolata almak bile yük gibi geliyor bazen. Allah akıl ve anlama kaabiliyeti versin inşallah.

montreal'in büyük üç kitapçısında bir travenian kitabı bulamadım ya, ne diyeyim bilmiyorum. başka bir ders kitabı daha arıyordum, 3 haftaya getirirlermiş eğer sipariş verirsem. oldu canım. istanbulda olsa ne diyonuuuz bee, dalga mı geçiyonuuz derdim. küçük gibi görünüyor ama insanı cidden sıkıyor. istiklale gideceğim de bana 3 haftada getiririz diyecekler..hahaha.

sonracığıma, ben cidden bayağı sıkıldım be!

Wednesday, February 21, 2007

being a cook

üzerine konuşacağım tek bir millet değil. bunu önce söylemek lazım. burada çok çeşit ırktan gelen, karmakarışık kanlar taşıyan insanlar çoğunlukta. hatta bana kalırsa şu ana kadar gördüklerimden yola çıkarsam en az yüzde 70'i karma. ya farklı milletler, ya kan karışımları vs. uzatmaya gerek yok. ortak nokta ne? anladın sen onu.
yemek yapmayı bilmemek tuhaf karşılanıyor burada. cinsiyet vs. diye bir şey yok zira bireysin ve kendine bakmak zorundasın, as much as possible. neden türkçe yazmadım, ilham böyle geldi, sen kendi yazına bak:p sonra ne diyordum. hı evet, millet farketmiyor anam herkes anasından aşçı doğmuş sanki. burada yemek pişirebiliyorum diye hava atamıyorsun:p şunu çok iyi yaparım dersen hah o olur işte. özellikle asyalılar aşmış durumda. nasıl eğitilmişler bilmem ama çook nadir yemeğini pişiremeyen. özellikle çinliler. bu konuda bayağı eğitilmişler, inanamıyorum türk halimle bunun mümkün olabileceğine. tabi güzelliklerimiz yanında öyle saçma hallerimiz ve adetlerimiz var ki sağolsun analarımız marifetmiş gibi öğretmekten uzak. yemek yapmayı diyorum huuuu orda mısın? :p anası yapar yemeğini, o yer. ben de evde olduğum sürece bu hep böyle, yaşın başın önemli değil. Allah sağlık versin anaya, çeker deveyi sırtında. böyle bir şey. yeni deyim de ürettim. birilerine inat olsun, türkçeyi bozuyormuşum ya. seveyim senin türkçeni. konuyu dağıtmaya ne meyilli bir bünye Ya Rabbim! son olarak, artık yemek yapmayı bilen erkeklerin tuhaf karşılanmadığı bir ülkede yaşamak istiyorum. özetle, kendi ülkemde bunu istiyorum. pişirin, yedirin. azcık çorbada tuzunuz olsun. olmadı tuz katın bir şey yapın. yoksa sizi kimse alma(!)yacak.
with my love:p

Saturday, February 17, 2007

enjoying the life with chimera and laugh

tarkan, sevgililer gününde hastanede yatan müzeyyen senar'a pembe spor ayakkabılar gönderiyor. müzeyyen senar çok seviniyor bu vefa ve dostluğa. savaş ay röportaj yapmaya gidiyor, aralarında bu konuşma geçiyor:
* Sen bunları giyer, zıplar, dans edersin yakında abla.
* Ederim tabii... Valsler, tangolar çaçalar, rumbalar yaparım. Zaten geldiği günden beri onları koynuma alıp uyuyorum.

80'ini geçmesine rağmen benden çook daha fazla neşe taşıyan bu kadının umudundan,
bu hayat neşesinden,
ben de istiyorum.

Wednesday, February 14, 2007

for the valentine day :p

deymen benim gamlı yaslı gönlüme
ben bir selvi boylu yardan ayrıldım..ayrıldım..ayrıldım dost!
evvel beraberdik dostun bağında,
felek vurdu yuvamızdan ayrıldım..ayrıldım dost!
garip kaldım şimdi gurbet ellerde!
ben gönlümü çalan yardan ayrıldım..ayrılldıımm..ayrıldım dost!
çok ağladım leyla gibi çöllerdee..
ferhat gibi şirin yardan ayrıldımm..ayrıldımm.. ayrıldım dost!

sevgi'li düzağaç' tan dinlemek pek bir hoş oluyor.

fate or destiny, whatever you say-

birkaç gündür uyumadan önce akra fm'den merhum mahmud esad coşan hocanın sohbetlerini dinliyorum. dün de öyle güzel bir tevafuk oldu ve hep merak ettiğim ama hiç anlamadığım, en azından biraz anlamak için çabaladığım "kader" konusu açıldı.belki olur ya benim gibi takılmış olan olur diye yazıyorum buraya. bir iki cümle ile anlayamıyorum ama öyle net cümleler idi ki artık kestirip attım.
birinci husus bir çoğumuzun bildiği: peygamberimiz (s.a.v) in bu konu üzerine fazla konuşulmasını tavsiye etmediği. ikinci husus çok çarpıcı. hadis idi sanıyorum yanıltmayayım ama net bir şekilde zikredildi. şu ki: ahirette kaderin tanımı hakkında sorgulanacak olanlar, dünyada üzerine bunun üzerine fazla düşünmüş ve soru sormuş olanlar olacakmış. diğerleri bundan muafmış. bu ağır geldi gerçekten.
son nokta ise, kaderi küllen kabul etmek. yani hoca efendi diyor ki, "şöyle yapsaydım böyle olurdu, böyle yapsaydım böyle olmazdı" demeyin. bunlar şeytanın laflarıdır.
gayet açık değil mi..
dinlemek isteyenlere link verebilirim.

Tuesday, February 13, 2007

being ill..and feeling lonely..

birden güçten düşmek psikolojik ve fizyolojik olarak herkesi yoran, üzen bir şey. 6 gündür yatıyorum ben de. bayağı uzun zaman oldu. ilk günler ateş içerisinde geçti, kendimi tedaviye çalıştım. yardım isteyebileceğim en yakın arkadaşım da hastaydı. insanların iç yüzlerini de gördüm. annemi hep çok özlerken, daha daha çok özledim. evdekileri de öyle. su, ilaç getiren kardeşlerimi de. hepsi gizli destekler, onlarsız olunca anladığımız. kalabalıkları, neşeleri, bazen munzur kavgaları bile hayatın yaşandığını gösteren emareler, özellikle hasta iken. hasta olan güçsüz düşünce umudundan kaybediyor, başkalarının enerjilerine muhtaç oluyor. derler ya bir çorba istiyor. bir gülücük, bir el istiyor kendisine doğru uzanan. ilaç olur, meyve olur. bir şeyler uzatan. ve halini soran.
Allah razı olsun dün sermin yanımda 4 saat kadar kaldı ilgilendi benimle. bugün melahat yemek getirdi. Rabbim beni seviyor ki kullarını gönderiyor. Allah kimseyi tamamen bir yalnızlığa hapsetmesin.
bugün homesickim sermin dedim. güldü. annemi dağlar kadar özlüyorum. itiraf ederken bile burnumun direği sızlıyor. hani itiraftan kaçtığım için dayanabiliyorum bu kadar. esra diyorum uslu çocuk ol.
melahat kendisi hasta olduğunda dahi annesine ihtiyaç duyduğunu söyledi. ah diyorum nerde eskiden o yemekler hazır önümüzde vs. ben içimden dedim: ben ahh nerdee demek istemiyorum. Allah sevdiklerime de güç versin, kolay ve zor zamanlarda hep eskisi gibi olalım. ahh lar olmasın hiç..

Saturday, February 03, 2007


bugün yüzdüm yüzdüm yüzdüm.
1 saat yüzdüm.
saunada ısındım.
yemeğimi yedim.
ve geldim.
artık her cumartesi balık olacağım.
anne, yine değerini anladım.
soğuk kış günü aç karnına soğukta eve dönmek zormuş.
annemle gidince, arabasıyla gidiyorduk, eve dönünce yemekleri yine hatun hazırlıyordu. bugün çok yoruldum bu yüzden.
nefes egzersizleri ile birlikte beden çalıştığı için eminim ve inşallah rahatlamama yardımcı olacak.