Tuesday, August 29, 2006

the last station

günler günleri kovalıyor.
göçebeliğimin biteceğini düşünerek yaşıyorum son günlerde. bitmesi beklenen tarih: 2 eylül
son bir haftadır orda burda dolanıp duruyorum. ev konusunda statik bir insanım. bu yüzden oldukça zor geldi. anlaşıldığı üzere yazamadım da bu yoğunluktan.
sertaç->linda
linda->özge
özge->sermin
sermin->linda
linda>özge
derken son durağım: özge
:p
2 eylül'de bitecek zira evime ancak o zaman taşınabileceğim.
bugün tencere, mor küçük bir kilim-sırf mor diye aldım, iş görecek kadar büyük değil.., yastık, kettle aldım.
dönüş için ödediğim taksi parası neredeyse aldıklarımı katlayacaktı. hayatımda böyle şey görmedim. adana'dan beter:p araba dururken yazıyor, yürürken yazıyor. benzin hesabından desek araba dururken öyle benzin harcamaz. kilometre hesabı desek o kadar yol da harcamadı zira dururken araba yol almaz:p ispanya usulü saniye hesabı mı var diye düşündüm, olabilir. ama buranın o kadar gelişmiş olduğunu düşünmüyorum:p

promosyonda bulduğum tencereler için o kadar yol katettim. bulabildim mi? hayır. daha markete girerken bir amcada gördüm gözlerim böölee açıldı. demekki son kalanı almış. napıcan tencereyi amca ya.. neyse hayırlı olsun:p

tencere diye diye kaç gündür bir alem oldum. dün mehmet emin gelmişti özge'ye. ona göre hayalimdeki tencereyi arıyorum. özge'ye göre ise şurda az bişi kalacağım ne diye masraf yapıyorum. yapıyorum işte! yaşayacağım da ondan:p

sevgiler,

Friday, August 18, 2006

she laughs a lot

bir sezonu kapatmış bulunuyoruz.
zaman ne çabuk geçti anlayamadım. 2 ayı fazlasıyla tükettim..
1 level bitti..
italyan yemekleri eşliğinde güzel bir elveda sonunda üzgün hissediyorum. ben niye böyle sensitive bir insanım?
istanbul'a gidecek ikiz türk kızlar bu arada. yine bir garip hissettim. onlardan biri esra. sanki burada yıllardır yaşıyor gibiyim dedi. evet bu his bende de var..güzel bir şey bu. yabancılık hissini atmak imkansız ama rahatsız hissetmemek de mükemmel inan..şükran.
tüh mr. mo ile foto çektirmeyi unuttum. hayatımda sevdiğim tek arap belki de:)) küçük gorillere benziyor. çok şeker ve rahatsızlık vermiyor insana. onunla konuşmaktan hep keyif aldım, hiç arap etkisi görmedim. Allah affetsin böyle laf söylüyorum araplara ama neyse..

carmen'le biraz barıştık sanırım. hugladı beni:p
bruce'a cd verdim. belki müslüman olur ne dersin;) ? bu şarkılara hissetmemek imkansız.

adım: gülen kız

yeni başlangıçlara..
bu arada: hala bir evim yok;))

Monday, August 14, 2006

HEEEYY!!!


yürüdüm,
aşık oldum..
yürüdüm,
kâşif oldum..

seninle yürüdüm..

yürüyorum
aşık olmuyorum
sensiz..
yürüyorum kâşif olmuyorum
sensiz..

sevgi'li çok özledim..

heeey!
direndiğin rüzgarlara benden selam et!
bozcaadayı benim için kokla,
sana iyi baksın, söyle ona..
ve sonra,
tembih et
savurmasın seni
sevgi'den uzağa..
beni sevmekten uzağa..

aynı rüzgarlara sarılıyız, bilirsin..

senden uzağa..

yüreğimdeki çiçekler(den) sana -da- kopardım..

Saturday, August 12, 2006

bir öğle sonrası..
maces'da victoria meselesinden bir an önce kurtulmak için sabır diliyorum.
uzun süredir çok dengesiz uyuyordum. dün akşam vakitlerinde 7'de yatağa bıraktım kendimi. uyandığımda 10'a geliyordu. türlü yiyip ardına yatınca insan çok susuyor. annem hep der yemek ardına çay içmeden yatılmaz. ben yatarım zira çayla aram yok. su içeyim diye kalktım, baktım uykuya ara vermek en iyisi. bir duble su ardına bir duble lost. 1.5 bölüm seyrettim ve yine daldım yatağın en derin yerine en koyu uykusuna. ertesi gün 10 civarında sermin'in telefonuyla uyanıp saati ondan öğrendim.
siz siz olun alarmını kurduğunuz telefonunuzu şarj etmeden yatmayın.
alarm hikaye oluyor.
bugün yine türlü var.
ama tripod'um var;)

Friday, August 11, 2006

biskrem-çokoprens

serin bir montreal gecesi,
kış mı geliyor aman yarabbi!
korkuyorum kıştan. burada.

dün marche lobo'da- arap market- ülker bisküviler buldum. biri-geçirdiği değişimlere kadar bir zamanlar hayatımın anlamı: biskrem; diğeri her daim gönlümde ve midemde kendine güçlü bir yer edinmiş, değişimlere rağmen ayakta kalmayı başarmış: çokoprens
artık raflara daha dikkatli bakacağım, bunlar nadiren de olsa bulunabiliyorsa bana küçük ama özel mutluluklar verebilirler.
bir bisküvi ardı arası dememek lazım, ben trde bile demedim:)

bazen insanlar çoğu şeye aşık olduğumu söylüyor.
buna da mı?
buna da mı?
evet buna da.
aşk demek bu demek.

Thursday, August 10, 2006

sanırım türkçeyi de unutmaya başlıyorum.
10 saniye japonya kelimesinin doğru olup olmadığını düşündüm. japan evet. ama japonya.
sevindirici bir gelişme. en azından artık bir dilim yok deyip vatansızlar kervanına katılabilirim. uluslararası hukuk vatansızlara bayağı önem veriyor. refugee de olabilirim bu durumda burada:p

sabah alida evine davet etti. düşünmedim gittim tabi. artık böyle yaşıyorum. oh.
host family'si srilanka kökenli. en azından annesi öyle. baba başka bir yerden zira dili çok daha akıcı. eve girerken "selamunaleykum" diye selamladı:) istanbul ve izmir'e bir kaç kez gelmiş. çok beğenmiş. özellikle izmir ayrıydı diyor. bence istanbul ayrı. indian işte amaan ne anlar istanbul'dan:p seviyor musun ist.de yaşamayı? elbette. soruya baaaak!
türk yemeklerinin korkunç güzel olduğunu ve özellikle ekmeği özlediğini söyledi. türk lokumundan laf açıldı vs. ben de bugün sınıfta türk lokumu dağıttım. don houn lokumlar için yanıp tutuşuyordu. her gördüğünde arkamdan "esraaa ne zamaaan?".. bitmeyen kutuyu ona verdim, yesin dursun. beğenmeyen yoktu. nasıl olabilir ki?

indian yemekleri yedik, şükür ki et tüketmediğimi alida söylemiş. ricelarla idare ettik:)

o değil de,
ben artık sıkıldım göçebe olmaktan.
lyman'ın ani bir karar ile halifax'a gittiğini söylemedim tabi. evet gitti, tam da bavullarımı toplamışken. taksi tutmaya hazırlanırken söyledi. ah kalbim bunlara nasıl dayanıyor bilmem.
hala gideceğim bir yer yok. umudumu kesmedim.
ama ortada kaldığım gerçeği böööle bana bakıyor.
ben de ona.

dua..

there is no question(.)

içimdeki kör deliği doldurmak ister gibi,
koyuyorum..,
koyuyorum..,
her şeyin yenisini..

neyi? niye? ne zaman? yaşadığını bilememek garip. ne olursa olsun 'sen'den gelir demeyi öğrenmenin bir yolu olmalıydı. sanırım bu. zira dakikam dakikama uyum sağlayamıyor. dakikalar adımlarıma yön veriyor. aylar, haftalar, günler, saatler değil, dakikalar..
-yaşlı mıyız?
-değiliz.
-e o halde?
-booşver!
kendime diyorum kendim dinliyorum.
bir kulağımdan girip diğerinden çıkmasın olur mu? hı?

Friday, August 04, 2006

yoruldum.
çok saatler uyumak istiyorum. ama olmuyor..
haftasonu yapmam gerekenleri sıralamak bile zor oldu.
yapmak nasıl olacak bilmiyorum..

daha bir ton bavul taşınacak.
neler neler ühühü..

kısa süreli kalmayı planladığım evim biraz uzak. 3 line değiştirmem gerekiyor metroda. idare edeceğiz içimiz iyi olsun, huzurumuz iyi olsun. lyman'la tanışacağım bugün inşallah. ismi gibi kendisinin de güzel olduğunu düşünüyorum. birbirimizi buluruz di mi li-man?

Tuesday, August 01, 2006

about men- badmen:p -

vatan millet ayırımı yapmadan bu cinsiyet sorununu seriyorum ortaya. hava da nemli ya nemli konuları düşünmek lazım. gerçi gökyüzü serdi kendini yere, birazdan boşalır da bize de rahat verir inşallah..

yaşı ne olursa olsun büyüyemeyen, büyümeyen değil, varlıklar. hep bir "anne"ye muhtaç. muhtaçlığa rağmen kemirmeyi de elden bırakmayan varlıklar, genelleme. - istisnalar her daim mevcuttur ve elbette müstesnalar da- müstesna kızlar yurdundaki bir karakterdi, bu kelime hep perran kutman'ın oradaki şeker yüzünü hatırlatır bana. saf, yalnız ve evlatlık bir iyilik meleği..hala olsa hala izlerim, o kadar da severim.

kemirmeyi bırakmayan diyordum en son. bir küçük çocuk nasıl annesini sever de üzmesini de pekala bilirse bunlar da böyle. hatırlıyorum ben küçükken annemi yine çok severdim. şimdi mi çok seviyorum bilmiyorum ama o vakitler bir bebek olan elacığıma egoistçe davrandığıma göre sapıkça bir sevgi imiş. çok kıskançlık deniyor buna. neyse ne yapsam onun hakkını ödeyemem bu konuda. en çok üzüldüğüm şeylerdendir hayatta o bilinçsizce yaptığım egoistlikler. bir çocuk aklıyla yaptığım egoistlikler..affeder umarım beni..
neyse şu an günah çıkarma sırası değil. demem o ki, bunları hala yoğun yaşıyorlar, bize oranla. olgun olmayanları sayıca fazla olduğu için..

bir erkek güya çıktığı kızın sandalyesini kız oturmadan niye çeker de kız yere düşer? sonra da bir saat somurtup özür diler pozisyonlara girer. ben anlayamadım. anlayamam da. sadece sinirden ne yapacağımı şaşırıp düşürene şiddet uygulamayı bilirim. kadın milletinde de şiddet olayı yüksek, neyse onu da başka bir zaman açıklayayım sizlere de aydınlanın:p

en dip not: deneyimli falan değilim sadece iyi bir gözlemciyim- muhtelif tespitleri engelleme pozisyonu:p -