Sunday, July 30, 2006

the comic

komedi filmlerinden fırlamış gibi hissetmek.. bu hep olan bir şeydir. yalnızsan eğer. bu kadar uzun süre kendime arkadaşlık etmediğimden bu derece yoğun yaşamamış olduğumu söyleyebilirim. bir komedi filminin baş aktrisi gibiyim. başıma olanca şey geliyor, büyük şeyler değil belki ama yalnızken büyüyen şeyler. ve bu olanca şeye komedi filmlerinde olduğu gibi aktör/aktris gülmüyor. izleyenler gülüyor yalnızca. oyuncu sadece tesadüfler*e yöneliyor..


bir markette bir centten oluşan belki otuz bozuk parayı yere düşürüp oh no diyen çok yok.
arkadaşını arayacakken nasıl oluyorsa yakın zamanda peşini bırakmış telefon sapığını arayan da çok yok. ve arkadaşının eşi sanıp konuşmaya devam eden de.
arkadaşı yanındayken ve onun evine giderken çok biliyor gibi önden gidip elalemin kapısına dayanan da.
sokak ortasında kucağında taşıdığı kitapları sık sık düşüren de.

bugün markette bir reklam gördüm. -ilginç değil mi burada reklam görmek, bence ilginç, ne ise ne- reklamda bir dondurma vardı külahta. ortasında sarı ve yuvarlak bir krema vardı dondurmanın. yumurta gibi görünüyordu. hayal ettim sıramı beklerken. bir an koca bir yuvarlağa dönüşüp saniye saniye üzerime yönelimini ve fışkırışını. ahahahaa görüyor musunuz?

daha çok var. paylaşmamı ister misiniz:p


---
*ne zaman arabamı yıkasam mutlaka yağmur yağar yağmurda yürüsem su sıçratır üstüme pis arabalar en uzun yanan yeşil ben geçecekken sararır sola girsem sol tıkalı, terk ettiğim şerit boşalır 'doğru zaman, doğru yer' hikayesi nerde yazılır bu kara bahtın reçetesi ne zaman falıma bakılsa falcıları bir keder alır dilek tutmak istesem yıldızlarım çakılı kalır gecenin bir yarısı son sigarama dökülür çayım telefonum çalar ses gelmez: hep mi yanlış numarayım? ne kumarlar kaybettim aşk için bile bile! şeytanın bacağı demirden, gelmiyor dize ah, bu kör talihim nerde olsam bulur beni sobeler ben mutluluktan bi parça şefkat dilenirken..hiç sevmiyor beni tesadüfler..anladım ki kral tesadüfler;)
-üstad'dan-

i'm so happy, why? just guess it why;)

it's a wonderful daayyy,
such a lovely daaaayy...

abartmanın anlamı yok:p bir gün çok iyi bir gün eh idare eder olmak normal değildir:p normallerde yaşayabildim mi son altı yıldır? bilen varsa söylesin de ben de inanayım.

çikolata aldığım için mutluyum evet.
bu kadar basit mutluluk bazen.
buzdolabım yeterince dolu olduğu için de mutluyum.
bu kadar basit mutluluk bazen.
iyi bir kahvaltı ettiğim için de mutluyum evet.
bu kadar basit mutluluk bazen.

yardım rica ediyorum? türkiye ile ilgili oral presentation yapmam lazım. müzik konu olarak yakın geliyor. hukuk demeyin zira sıkılabilirler. ben de net şeyler bulamayabilirim. neler olabilir? yarına outline vermem lazım acele tavsiyeler bekliyorum;)

---
bunlar yeni snacklarım,

görmemiş almamış,
sadece mutluluk arayan
görmüş
ve almış.
...that's all.

Wednesday, July 26, 2006

?!?



sıcak sıcak sıcak,
ama alarm falan çalmıyor.

sermin'le buluşacaktık, mailimi geç almış. sevinmedim desem yalan olur zira fena yorgunum. bulaşıklar duruyordu, kitabım duruyordu, aklım bile duruyor(du)..

annemin aramasını bekliyorum. küçük çocuklar gibiyim. bu saatte uyunmaz!

victoria işi oluyor gibi. net haber iki üç güne gelecek. burda kalmam demek, gerilemem demek. ben ilerleme göremiyorum gerçi. her neyse, sıkılıyorum bu duruma zaten. bazen salakmışım gibi falan hissediyorum, en iyi yaptığım işi yapamıyorum: konuşmak. üff neyse..

music faculty'e gittik bugün sabah derslerinden birinde. bu faculty, dünyada en iyilerden. çok acayip kaliteli diyorlar. ben binanın içini pek beğenmedim ama:p 4.level hocalarından biri piyano çaldı. 4-5 sınıf şarkı söyledik. önce oturarak, ikinci defa ayakta. çok yoruldum. performansı güçlü tutmak zor:p eğlenceli bir adamdı bu yüzden sıkılmadık sanıyorum ama yorulduk evet. ben çok güldüm yine her zamanki gibi. arada derste de lüzumsuz şeylere gülüyorum, carmen pek dikkat etmiyor ama bruce etkileniyor. gülmeye başlıyor. kafayı yiyorum sanırım:p

sıcak sıcak, daha da sıcak olacak.

---
öndeki heykel queen victoria'nın. yakından çekimi flickr'da. -soon-

Tuesday, July 25, 2006

lacking, gururla sunar:p

kaynama anı;)


şişelenme anı;)

macro anı;)







günün bitiş vaktinden selamlar,

bugün reçel yaptık. markette satılmıyor mu? satılıyor. gittik aldık, bir şeye benzemediğini gördük. yoğurtla yemek için ağır kokuyorlar. önümüze mis kokulu 450gr. çilek çıkınca üşenmedik, ilk reçelimizi yaptık. güzel kokuyor, tadına bakmadım ama eminim çok güzel oldu. anneminki gibi olamaz tabi;)
anneeeeeee..

yaklaşık 2 saattir-abartı yoktur, belki daha fazla bile olabilir- alarm çalıyor. bir yan binada, bir bizim binada. amcanın öksürüğüne laf ederken daha ritmiğini buldum. nedir bu yahu, dellenmeme az kaldı!

Monday, July 24, 2006

a man at the backyard



bir insan bu kadar çok öksürmemeli. biliyorum bünye yapıyor bunu. ama bu kadar çok sesi nasıl çıkarabiliyor bu adam anlamıyorum. inanın ritmik sesinden bıktım!

şu pcyi taşımaya üşenmesem inanın sırf onun sesinden kaçmak için lounge a gideceğim. lakin kollarım taşımıyor. geçen taşıdım, sağ elim tutmuyordu oturduğumda. su bile içemedim. o kadar titredi. naapsın incecik bilek 5 kiloyu. kitaplarla.

bu amcayı kınamıyorum ama kınıyorum. her gün sokakta mı oturuyor bu?
hem de böyle bir yerdeee..


-top on the page, my home's backyard-

Sunday, July 23, 2006

ordan burdan sağdan soldan;)

dans etmek üzerine dün akşam bayağı düşündüm. bayağı dediğim toplamda 500m.lik bir yol boyunca. dans etmek bana hep utandırıcı gelmiştir. utanılacak bir şey değil. ama ben utanırım. bu demek değil ki bahsettiğim danslar düğündeki çifte telliler, göbek havaları vs... hadi onları sevmiyorum. kendine has hareketler de bile hep çekinirim. şurda iki göbek atamıyorum bu yüzden:p

neden düşündüm bunu. tabi durup dururken dans etmek diye bir başlık gelmedi aklıma. çok şükür o kadar üşütmedim henüz.

evin etrafında fazlaca otel var. bunlardan birinin üst katta küçük bir yemek salonu var. karşı yoldan yürürken, bir baktım o daracık yerde görevliler dahi oynuyor. tabi biz müzik duymuyoruz etmiyoruz ama onlar duyuyor:p düğün havası da değildi elbette. ama o kadar komiktiler ki..gül gül öldüm derler, aynen öyle. işin kötüsü yolda gülerek yürüyorum yalnız başıma, tr'de olsam herkes dönüp bana bakardı. deli bu diye. burada kendini tuhaf göstermeye çalışmadıkça bakmıyorlar. yolda durup egzersiz yapanı da, yoğurt yiyeni de, o kadar oturacak yer varken yere serilmiş dosya karıştıranı da görünce istediğini yap kardeş diyorum. bunlar bakmıyor. tabi tr'ye dönünce tr gerçeği ile karşılaşmam zor olacak, korkmuyor değilim..

marketten dönerken de baktım, oturmuşlardı. maalesef denk gelemedim. oysa bankı bile seçmiştim oturup izler gülerim diye. gerçi bank ıslaktı, yağmur çiseliyordu. olsundu ben yine de izlerdimdi:p

ben gülerken başkalarının da güldüğünü gördüm.
bir tek bana gelmiyor komik.

hayal edin: downtownın ortasında bir otelde, pencereler açık, herkes oynuyor. görevliler bile.
gülüyorsunuz biliyorum:)

-don't- cry

:)
serin bir haftasonundan iyi pazarlar dileyerek,
Allah herkese böyle güzel havalarda yaşamayı nasib etsin. geçen hafta çok bunaldık ama şükürler olsun bu haftasonu gayet serin geçiyor. üstelik güneş terketmiyor. ev bile sıcak değil, demekki hava süper:)

dün günümün çoğunu lounge'da geçirdim. pek verimli miydi bilmiyorum ama en azından yalnız kalmaktan iyidir sevgili okuyucularım:p ispanyollar vardı hem:p tam karşı masamda. dışarıda gördüğüm ispanyollar ispanyadakilerden daha sevimli, neden acaba:)

dün ne kadar bunalmış olduğumu anladım. ev konusunda. zira evin şimdilik dolaylı ama aslen doğrudan zilyetleri ve bir nevi mülkiyet olmamasına rağmen malikleri ayın 7sine doğru gelecekler sanıyorum. eğer istersen Allah karşına neler çıkarıyor..özellikle bana burda çok yardımcı oluyor, binlerce şükrolsun. telefonda tanıştığın bir insan sana 15 gün kalacak yer ayarlayabiliyor. yahut burda 1 aydır tanıdığın bir insan başka bir eyalet için yer araştırabiliyor. burada müslümanların sırf müslüman diye yardım ettiklerini görüyorsun. inşallah hep böyle devam eder ve "Allah için" çalışma kavramını sindirip devam ederim hayatıma. bunlar güzel şeyler.

yani anlayacağımız şudur ki, göçmenlikten kopamıyorum. yerimde dursam olmaz. 1 ay burda kalmak istemiyorum, fransızca olmadan ve okul olmadan inanın çok sıkıcı. zira burda kalırsam türklerle olmak zorunda kalacağım. sıkılmamak için. bunu da istemiyorum. ya victoria, ya toronto, ya da newyork. ki üçüncüsü sonralarda olmalı bence. victoria olursa eğer beni 3 günlük bir tren macerası bekliyor olacak. oldukça heyecan verici. ama şimdiden heyecan yapmamak lazım zira net olan şeyler değil bunlar. kısa vadeli hayaller.

en önce ne lazım? bir sürü çalışman, dinlemen, okuman gereken materyal var. hadi bakalım önce onlar..

annemin krepini 2 gün yedim yani sırf israf olmasın diye kastım. israf çok sıkıyor canımı. burda su da bedava. telefon da. bazen insan otokontrol sağlayamayınca israf edebilir. bundan korkuyorum. inşallah olmaz.

insanlara biraz da güvenmek lazım, yalnızsan eğer..
bunu da not almak lazım.

rastgele!

---

Do you see the truth through all their lies?
Do you see the world through troubled eyes?

Friday, July 21, 2006

yağmur(um) yağsa..

bulutlar(ım) dağılsa,
temiz bir yüzle çıksa(m) karşına..

ev baktım durdum.
yalnız her şey yapılmıyor. bunlardan biri de bu.

revani çok yordun beni. umarım bir şeye benzemişsindir o kadar emek sonunda.

yalvarırım geeel de kurtarr..

uykuculuğum tutuyor, havadan mıdır:p

yepyeni anlamlara sal..

yağmur başladı dışarıda. 12.19 am.
bende ne zaman başlar?
önce çiselesin..
şiddetini sersin sonra.

kurudum,
kurudum,
..

artık uyumalıyım.

ah revani, çok yordun beni.

iyi haberler almak istiyorum. tamam mı?
kimse yalnızlığıma saygı göstermiyor, yükleniyor bana. yüküm bana yetmezmiş gibi. azcık insaf be güzelim.. azcık..
söylemeden edemedim.

revani piştin gerçekten değil mi?

Wednesday, July 19, 2006

peanut butter


iş güç derken günler ne de çabuk geçiyor.
bir bakmışsın 35 gün geçmiş..ne zaman geçmiş? aslında farkına varmamak benim için daha iyi alışma sürecinde. çok şükür.

annemle de konuştum, daha ne isterim:)

ben niye evdeyim yine? dün gece 4 am.de uyudum. uyku gelmeyince oturursun tabi. gölcük depremi ile ilgili bir şeyler yazdım, sonra da gitti uyku. fazla zorladım sanırım..

cuma günü international food menüsü hazırlanacak. ben de tatlı yapacağım dedim. özel bir şey olsun istiyorum ama o kadar vaktim yok. bu durumda revani ile irmik tatlısı arasında gidip geliyorum. sorun şu ki revani için hindistan cevizi, irmik tatlısı için fıstık, özel fıstığı, ve pek tabiki irmik lazım, bu atlanmamalı tabi:)) irmik neden yapılır bilsem ona göre o isimde arayacağım. geçen gün benzer bir şey gördüm bir markette ama bilemem irmik mi..aldıktan sonra napıcam:) gönül isterdi ki bir erzurum tatlısı çekseydim şöyle:p tatlı görseydi gözleri, dilleri..:)) evet evet kadayıf dolması. çok uzun iş. haftasonu olsa evet ama hafta içi uğraşamassın saçmalama..

Allah yer fıstığı üretenlerden razı olsun. bayağı kalorili bir şey ve beni ayakta tutuyor. hem tatlı yerine geçiyor. her öğünden sonra ekmekle cumburlomp:) içimde fıstık ağacı çıkmaz dilerim. fıstık ağacı yoktur, fıstık yerde yetişir. biri bana deseydi fıstık yiyeceksin, hadi oradan derdim:) ama şimdi kremalı fıstık ezmesi yiyorum, Allahıımm bana neler oluyorrr:p

ütü yapmak ve kitap okumak lazım.
bir de ödevler tabi, nasıl unuturum..

görüşürüz hadi.

Monday, July 17, 2006

günün hava durumunu aktarmak üzere...

kavuran bir akşamdan selamlar,

hayatımda bu kadar terlemediğimi söylesem bir anlam ifade eder mi?

hep anlam arıyorum değil mi sevgili takipçilerim:)

arıyorsam..arıyorsam yanıtları..
soruyorsam ve sorguluyorsam..
ve bir anlam olmalı diyorsam her çarpışında yüreğimin...

yaşamak zor bir oyun!*

bugün neler yaptık. iki sınav atlattık.
carmen'den finding nemo'yu aldım. eğer açlığımı yatıştırırsam izleyeceğim. ödev mi önemli yoksa nemo mu? bence artık nemo:))

eve gelirken tüm dileğimiz neydi? tüm işlerimizi yoluna koyup kütüphanenin yolunu tutmaktı. oldu mu? olmadı. neden?
yaz kızım:p

yemek yaptık, yeşil fasulye. bir ara size buranın konserve fasulyelerini göstermek istiyorum. ilginç arkadaşlar. fasulye dediğin yassı olur. bunlar çubuk gibi. memleket dünyanın bir ucu. normal karşılamak lazım:p

ardından çamaşır faslına geçtik. dereye indim, bizim çocuklar arap sabununu şampuandan ayırt edemiyorlar. nereye koydukları meçhul yani. sıyırdım tulumu giriştim dövmeye.suyunu çıkarmaya gerek yok değil mi? herkesle kardeş kardeş çamaşır yıkıyoruz salonda. harika:)) sen yıkamaya at, kurutmaya para bozdurma. kapısı açık bir daire buldum benim katta. kız serilmiş yatağına tv izliyor içeride havalandırma var. dedim bana bozar mısın kardeş. nihayet kurutma parasını da bulduk:)) yani bu durumda 2 posta yıkanacak çamaşırlar tek postaya düştü. bol bol çarşaf yıkadım, oh mis gibi. annem gibi mi oluyorum nedir:p

çöpleri çıkar, git çamaşırı kurutmaya koy derken, banyoyu temizleme vakti geldi. mis gibi olduktan sonra duş almak lazım. kendimizi de pakladıktan sonra çamaşırları topladık geldik aşağıdan. saat kaç oldu? 09.30pm. yani artık kütüphane kapanalı çok oldu:)) study hall ise yarım saat sonra kapanacak, çare yok güzelim evde pişmen lazım. hamsın, pişşş:p

sıcak başıma vurmuş değil mi?
bu arada iki üzücü haber aldım, biri şule'den biri ayşe'den..oysa en iyi günlerimden biriydi. çok üzüldüm ikisine de..ama hayat her zaman duru olmuyor..ben durultana kadar ne çileler çekiyorum.. isterim onlar çekmesin, ama benim isteğimle olmuyor. duaya çevirmeden olmuyor..

telefon çaldı, bu türkler iki dakika yerlerinde durmuyor burda. yemeğe gidiyoruz. yemesen de olur. teşekkür ederim, ben evdeyim:) pişmem lazım:)))

sevgiler;)


---
* köprüden önce son çıkış

şarkımı söylersen eğer kaybolurum sende

pek muhterem okuyucular(ım) :)

biliyorum benden ayrı kaldığınız her dakika ömrünüzde bir yara. ama olmuyor her zaman burada..

ama artık herkes yorum bırakabilecek. biliyorum bu durum hepimizi yoracak, yorumlar oku oku bitmeyecek:p ama olsun okuruz biz değil mi;)


bu arada, anneeee ne zaman geliyorsun??? kaç yaşıma gelsem anne diye bağıracağım yani valla bu değişmiyor. her şeyi değiştirirsin, insanı asla.

ne yaptım ben? çamaşır yıkayacaktım güya. kütüphaneye gidecekken pek muhterem arkadaşlardan biri aradı. farzdı zaten. tövbe tövbe. sonra kütüphaneye gideceğim deyince, ben de dedi. iyi git. aa dur gitme benim pcyi bir ayarla kütüphaneye. tamam. kütüphane kapalı mı. al sana. şansıma ne diyeyim.

akşama kadar dışarıda dur sen e mi, napasın nefes alacak yer yoook.
artık kütüphanedeyim pazartesinden itibaren.
biline:p
bu arada, anneee beni arasanaaaa!

çok şüküürr yanıyorum yine evde...
yarın iki sınav var. kavrulurken ders çalıştığımı hatırlayamadım hiç. sanırım şu hisarüstünde balkonda çalışmıştık bir zamanlar.

çok hüzünlüyüm yine bugün. aştığımı düşündüğüm bazı şeyler bugün koca engeller şeklinde dizildi önüme. yutkunamadım.. Allahım yeter nooolur..bitsin bu sınav. eski yaralara merhem sürmeyi nasib et, tuz değil..

duanıza ihtiyacım var..

huzur bulsun herkesi.

Sunday, July 16, 2006

beni unutma olur mu?

bu akşam bir yere zorlanmadığım için mutluyum. ayh bir rahatladım anlatamam. kızıyorum bazen kendime ama olsun yine de seviyorum.
alışverişimizi de yaptık geldik, her zamanki gibi her şeyi taşıyamadığım için yine eksikler var. yüz defa gitmek ne zahmetliymiş. ah annecim olsa şimdi arabasıyla atom karınca gibi alır getirirdi. ya bananeee ben annemi istiyorum, o benim de annemse neden orda da yanımda değilll??? biraz da benimle yaşasın, hayatını yaşasın:p

bugün çok düşündüm annem ne zaman gelsin diye. henüz 1 ay oldu. daha çok burdayım Allah ömür verirse. Öyle bir planlamalıyım ki o gittikten sonra kötü olmayayım, o da öyle. henüz erken. hoş ben her zaman onu yanımda istiyorum ama imkanlar dahilinde şu an erken. gelirken yanında çocuklarından bir kaçını da getirebilirsin:) mesela üçünü:p buraya gelen giden çok oluyor, kimbilir belki onlardan biri refakat eder anneme. pek harika olur. benim bir tanem, dünyamın anlamı, rahat etmiş olur.

anneee sen sevgi mesajlarıma cevap vermiyorsun amaaa ben hep söylüyorum...
seni çoook seviyorum!!!
hiçbir şeyi ve hiç kimseyi sevmediğim kadar çoook. . .


---
hayat beni unutsa da
sen unutma..

Saturday, July 15, 2006

boğuluyoruum

26 dereceymiş, resmen infial yaratmasın diye böyle söyleniyor.
bu sıcağa artık dayanamıyorum!
bugün ben niye kütüphaneye gitmedim.
kendime sinir oluyoruuumm,
en az
hava kadar.

kaoslarım girdaaplarıımm labireentleriimm, nice niceeee...

i wish i could be
perfectly free
wish i was a creep
wish i made you bleed..

and live some beautiful days
in a magical place
beautiful loves
perfect and straight
beautiful days
in a magical place
a new dream is born
the new freaks have come
beautiful days
in a magical place
beautiful loves
perfect and straight
...


---
beautiful days-venus

Friday, July 14, 2006

sıcak, daha da sıcak olacak:(

uzun süre ayrı kaldık pek muhterem okuyucularım. biliyorum bensiz günler geçmiyor. benle de geçmiyor, bilesiniz:))

onu bırakalım da neler yaptık biz kaç gün? ne bileyim o kadar hızlı geçmiş ki, dersler dışında:p off hala çok sıkıcı dersler. speaking'de bir düzelme göremiyorum. speaking eğitimlerini de başarılı bulmuyorum dolayısıyla kendimi de. bir arkadaş bana konuşma arkadaşı bulacak, bir de ona para ödeyeceğiz zira bunların ağızları parayla açılıyormuş. kuzey amerika. sinir bozucu değil mi? onun fransızca hocası ile buranın popüler bir mekanında karşılaştık bir akşam. -popüler mekanları sevemedim ömrüm boyu- sevimli bir zenci gibiydi. adam ders bitince soru almıyormuş. örneğin otobüse bindiler, cevaplamıyormuş. zaman bitti, derste değiliz. paraya bağlı olayı. ayh sonra dedim sevimli lafını geri alabilir miyim:) insanların ahiret inancı olmayınca tek dünyada elde edebildikleri kadarını elde etmek istiyorlar. zira başka bir dünya yok onlar için. para elde edilebilecek en iyi materyal. zira hayatlarının devamında ihtiyaç duydukları tek şey. öbür tarafa gidince de para işe yaramayacak, ama bilmiyorlar maalesef..

o kadar sıcak ki buralar, bazen sinirlerime vuruyor. okuldan çıkınca saunaya girmiş gibi hissediyorum. yoğun bir nem bulutu çörekleniyor insanın üstüne. eve geliyorsun, havalandırma yok. Allahım napacağım bilmem. nefes alamıyorum. alerjim de var, burnum da sorun da var, dolayısıyla normal insanlar gibi hava alamayan ben bir de bu havasızlığa katlanmak zorundayım. pc'mi mcgill e yönlendirebilsem kütüphaneden çıkmayacağım gibi. ben hayatım boyu her öğrenci gibi evde çalışamazdım zaten. değişen bir şey yok. yine çalışamıyorum. böyle sıcaktan kendimi dövesim geliyor. oyh oyhh.
yarın ve pazar 33 lerde olacak. duyrula.
rüzgarr,
beni alll...

Tuesday, July 11, 2006

günah keçisi: zamanlar

günahkar olan o değil, biz.. ta kendimiz..
















asabi geçen bir günün ardından kurabiye kokularına karışmak pek güzel. bunlar benim buradaki ilk kurabiyelerim oluyor. değişik bir duygu olmalı değil mi sevgili okuyucularım:)
kelimelerin dursun ne olacak kurabiye daha önemli.
pişiyorlar, güzel olacaklar sanki. ne dersiniz?
buyrun efendim,
seyredin:p


Monday, July 10, 2006

hoş geldin yiğenim, hoş geldin..

bir yiğenim olmuş, haberim yokmuş,

küçücük minicik bir kız çocuğuymuş,

annesini bir zamanlar ne çok sevdiğimi bilmezmiş,

sırf bu yüzden annesine mi çekmiş(!)

dostluklarını kaybetmesin diye dilemişim

sadakati nacizane ben öğretmek istemişim

nafile çabalarıma

bir yenisini eklemişim..


güzel yiğenim..
belki..
belki..
bir gün..
görürüm anneni,
ve. . .
en heyecan verici olanı,
senin-annene benzeyen-güzelliğini..

sen sadık ol yiğenim..
sen sadık ol..

be careful!!! -gözüne gözüne-

burada da sapık edinmeyi başardım sevgili okuyucularım.
kendime ne diyeyim bilemedim.
aslında benim bir hatam yok.
her şey kendiliğinden oldu:p dersem de inanmayın.
başta ne demiştik?
kimseye güvenmemek lazım.
bunu not al demiştim sana!
hani nerde yok defterinde, hani yazmamışın.
al sana 0!
:p
--
aileme ulaşmamasını dilerim,

zira bir sorun yok..
ilgi ve bilginize..
:)

Sunday, July 09, 2006

gelin çiçeği


efendim dayımı da sade bir nikah ve huyu suyu, endamı güzel, cici bir kız ile evlendirmiş bulunuyoruz.
seromoniye iştirak edemesek de gönlümüz aklımız hep ordaydı.
güzelliklerini de gördük pek sevindik mutlu olduk:)
ömür boyu huzur içinde yaşamalarıdır dileğim, birbirlerini incitmeden..

şeker kızımız neslihan'a kutlama mesajı attım. gelin çiçeğini bana armağan etmiş;) beni özel hissetmesi mutlu etti gerçekten:)

dayım evlendiğine göre ben hayli hayli evlenirim diyor, darısını başıma salıyorum sevgili okuyucularım. sizlerin de:p

emekli leyla..

hayat bir okul malum.
bugün öğrendiklerimiz:

ne karşıdan gelen var
ne de beni geçip giden
kayboldum
korkuyoruuum
aslında bildiğim yerler
hep tanıdık virajlar
savrulup duruyorum

ah bu yollar!
onu gidilmez yapanlar
çukurlar uçurumlar
ne kadar gitsem bitmez içimden geçer yollar..

ben emekli leyla
keremim dijital olmuş haha haaaaaaaaaaaaaayyy

yaralar
ince ince yaralar
zamana bırakırım
zaman onu allar pullar
...

affına sığınarak.. ;)

south africa fireworks

old montreal'e kadar yürüdüğümüzü söylesem ne anlam ifade eder?
benim için de düne kadar bir anlamı yoktu. bilmiyordum yolu zira.
dün görünce anlam ifade etti.
sevgili okuyucularım sizler için de -yaklaşık- olarak şöyle dersem bir şey ifade eder mi bilmem: 7 km.
etti sanıyorum, bilmem kaç bin derece sıcak altında. evet akşam 30 derece vardı. atmıyorum, gerçekten:)

montreal'in nüfusu yaklaşık 2 milyon. sanırım 1 milyonu old montreal'de idi.
öğrendiklerimiz:
1- asyalıların her zaman abartılı olduklarını bir kez daha gördük efendim. uyduruk bir firework de bile wouvv dedi durdular. dövesim geldi.
2-south africanın fireworks gösterisinin önemi maytapların patlamıyor oluşu:p
3-bu adamlar fireworks görmek için ilkbaharda bebek, beşiktaş, sarıyer taraflarında dolanmalılar. para vermelerine gerek yok yine. her akşam bir club açılıyor. gayet güzel görüntüler oluyor. yani bu kadar yol yürümeye gerek yok.
4-insanlar yere çöp atmayı pek seviyor.
5- öğrenmedik ama fotoğraflar bilmem ne zamana flickr'a:))

sevgiler!

Saturday, July 08, 2006

..

ayaz!
vur vuracaksan
hiç utanmadan
ey talih sen de dön döneceksen..
yağmur yağ yağacaksan,
verip nemini,
kavurma
sal..
gitsin!
ak..
gitsin!

yağımsı duygu

gece 4'de yatıp sabah 9.30 da kalkmayı başardığım için kendimi öpmek istiyorum, lakin bu mümkün olmuyor:p çok şükürrr. bu bile günün güzel geçeceğine dair bir işaret.

bugün günlerden cumartesi. hüseyin amcanın aramamasını dileyerek tüm günümü çalışma ve kitaba ayırmayı planlıyorum. akşam fireworks var. mehmet'ten istihbarat aldık dün gece:))

mehmet demişken, bir şeyi farkettim açık olarak. aslında bildiğim bir şeyi. efendim insan hemcinsiyle daha rahat anlaşır malumunuzdur. diğer cins olan arkadaşlarla(:p) her zaman anlaşabilmek mümkün olmuyor hatta çoğu zaman. zira farklı yaratıklarız. kadınlar daha soft yaklaşıyor müziğe de, tiyatroya da, siyasete de, paraya da...vs.
benim rahat anlaşabilmem için erkek arkadaşlarımın biraz esnek birileri olması gerektiğini anladım dün gece. yeri geldi mi eğitimden konuşmayı bilen, açık kafalı, yeri geldi mi kanada kremlerinin yağımsı duygu verdiklerini söyleyebilecek, sinek ısırığı için aldığı losyonu yanınızda sürmekten çekinmeyecek, losyon üzerine yoğun sohbet edebilecek, yeri geldi mi tikky kalemlerini hatırladığını ve en güzelinin beyazı olduğunu söyleyebilecek insanlar. ben bu durumda tikky kalemlerinin kırmızısının berbat olduğunu söyleyebiliyorum. ve karşıdaki arkadaş da net bir kırmızı değildi evet diyebiliyor. işte buydu anladığım:p yanlış anlaşılmasın feminen davranışlar değil kastettiğim:)) açıklık, biraz farklı bakabilmek.
bence büyük tespit. kız arkadaşlarda da bunu uyguluyorum fazla katı olmamakla birlikte ama erkek arkadaşlarımı buna göre seçeceğim. kız arkadaşlara tavsiye ederim:p yoksa dün benim gibi iki farklı insanın arasında kalıp birini ignore edebilirsiniz. napalım.
bu tip arkadaşlara örnek bir de sacid dostumdur. her şeyi konuşabilirsiniz. çok esnek ve güzel insanlardandır. bugüne kadar tartışmamamın altında işte bunlar yatar.
dün gece farkına vardığım şeyler.
efendim nokta koyma zamanı.
bir sonraki yazıda görüşmek üzere, esen kalın.
:p

forget it tonight

o atm kartı senin bu atm kartı benim koştur dur. çalışmasın. İstanbul'u mu arayacağız bir de, yardım da etmiyorlar, yahu kartım yook arayamıyorum. hsbc iğrenç ve lanet olası bir banka. uluslararası dedik hesap açtırdık, paramızı çekemiyoruz. hesap açtırırken başıma gelenleri kısacası küçük bir işlem için günümün tümünü bankada geçirdiğimi anlatmayacağım tabi ki. çok uzun ve can sıkıcı. telefonda "hanımefendi kartınızda bir problem yok, biz bir şey yapamayız blaa blaaa diye zırvalama ukalalığını gösterebiliyorlar üstelik.
ben aptal değilim çok şükür, atm kartını kullanmak için direktifleri izlemek yeterli. kartınız burada çalışmıyor diyor. çok şükür anlıyoruz da. aptallarla uğraşmak her zaman zor.

martin'e ödeme için söz vermiştim bugün. kira ödemesi. ayıp olmasının yanında gecikme faizi ödemek istemiyorum. akşam martin'in ofisini açık görmüştüm. martin'i sorunca acayip eğlenceli bir ifadeyle "forget it tonight" dedi amcamın biri. çok meraklıydım martin'e.. diyecektim.. demedim:p çok komikti bence, tebessüm etmekle yetindim.

bu arada insanlara güvenmemeyi unutmuşum. yeniden gündeme almak lazım. yaz bir kenara:p

eve gelip hesabımı kontrol etmek istedim. o sırada yasin'le karşılaştık. cüneyt'te kalıyormuş. benim bu evin karşısında. çok asabi olduğumu, patlayabileceğimi de söyleyerek biraz muhabbet ettik. sonra atıştırmaya gittik. bir arkadaşıyla jazz konserine gideceklermiş. evet ben de geliyorum zira cumartesi zaten gidecek idim. aslında bu gece için düşünüyordum ama onların planlarını etkilememek için cumartesi dedim. neyse etkileyecek bir şey yokmuş. mehmet'i de bulduk nihayet son 30 dakikada. konser oldukça güzeldi, şansıma latin müzikleri ağırlıklıydı, şov boyunca bizim dansöz kızlardan vardı. hırsız bunlarrr.
ontario'dan pavlo diye bir müzisyen ve grubu çaldılar. son albümü: irresistible
bu albümü indirmek lazım. tavsiye ederim şiddetle.

bugün sahne insanlarının seyirciden aldıkları coşkuyla ne kadar huzur duyabileceklerini -arkalarda oturunca- hissettim..harika bir şey olmalı bu. bu gece çok istedim sahneye çıkmayı. dönüş de teklif ettiler. ama sahnelerin boyutları istediğim gibi değildi. bir de sesim:p

mehmet alem bir insan:
niye oturuyormuşuz? dans etmeliymişizzz. oldu şekerim. sen et:p
-sen etmez misin?
-yok sağol siz gidin ben böyle iyiyim.
mehmet ayakta, yasin olduğu yerde dans etti durdu.
alem oluyor bazen insanlar, bu açıklıklarını seviyorum ama.

sonracığıma asyalı kardeşlerin yeşil çayından içmeyi teklif edince mehmet, bu ayaklı kültür elçisini reddetmeyi doğru bulmadım. zira her kurduğu iki cümlede bir sanat aktivitesi var. nerede ne var, sor mehmet'e söylesin. ben rahat duramam, mail telefon aldık, özel günleri bildirecek efendim. daha nereden bulurum bu derece deli sanat ve kültür meraklısı. her cebinden bir aktivite broşürü çıkardı, birine el koydum bile:p çok eğlenceli bir insan:) ama maalesef Türk:(

saatin 02.00 a.m olduğunu anlayamadık. eve 2.30 a.m de geldim. gece dışarıdaydım ve bu mutluluk bana bir kaç gün yeter:)

bir de, rüzgar esiyorduuu:)

---

sahne ışıkları pavlo ve grubunun üzerinde belirince, benim bir özlem belirdi içimde.. özledim seni sev-gi-(li)..
ağlayacak oldum, senin yerine bir başkasını görünce..
keşke...
dedim...
keşke...
sen yoksun diye arkalara gittim. bir konseri arkalardan seyrettim.
ne önemi vardı,
sen yoktun ki...

Friday, July 07, 2006

nerdeyim bunlar kimler bu bağıran da kim?

gecenin 12 buçuğunda bir kız- yoksa hayvan mı, hayır!- niye 15 dakika boyunca her 3 saniyede bir bağırır?
sarhoştur da nağra mı atıyordur?
ameliyat masası mı kurulmuştur sokakta?
kabus mu görüyordur?
odamdan niye duyabiliyorumdur?

cevapları yok ve artık ritmik bir hal aldı. ritmik sesler sinir bozar.
biri sustursun şunu! sınavım var!

Wednesday, July 05, 2006

patlat bir şarkı, uyumuyoruz yine bu gece:p

saçma sapan rüyalar görüyorum, uykusuz kaldığım yetmezmiş gibi.
efendim biliyorsunuz çok rüya görmek sağlıklı değildir. uykunun kalitesini düşürür.
aynı zamanda bilinçaltının kabarıklığını gösterir.
hastayım yani ben:p

efendim ben sabahları ing. , öğleleri fr. alıyormuşum. her biri 5 saat sürüyormuş. birinden çıkıp bir diğerine. ikisinin arasında 1 saat ara varmış. ve ben ilk defa dün fr. aldım rüyamda. carmen rüyalarınız ing. olsun derken benim bilinçaltı her zaman ters çalışıyor. benim gibi:p

neyse, türkler o 1 saatlik arada kebap yapalım diyorlar. her gün öğle arasında kızlar yemek pişirsin, fasulye vs. biz de kebap yapalım. oleey diyorum ne kadar güzelll. biraz rahatlıyordum, aynı dili de konuşuyoruz hem. oh oh.

sonra uyandım tabi.
ne kebap ne milletimden tek insan:p
bırak insanı da
kebap nerde?

---
deliye vurdum
deliliğe vurdum
anladım kararsızım
yaralarıma yararsız diyor üstad. yüreğine sağlık sev-gi-(li). . .

kuş olsam kuş olsaam

id ile ilgili problemimi hallettim. artık ben de her öğrenci gibi okulumun sitesine girebiliyorum. çok mu şey istiyordum, bence hayır. hıyarın biri- bu danışman, gelişime yardımcı olan vatandaş da olabilir- gizli sorumu evcil hayvanının adı olarak yazmış. laf anlatana kadar şu aciz halimle, köküm söküldü. -bu böyle değildi ama böyle olsun, böyle de güzel- hayvanım falan yok diye diye neredeyse vazgeçip bir hayvan alacak kadar sinirlerim gevşedi bile. belki de bu yüzden dersin son 10 dakikasında durmadan güldüm durdum. hayır millet üstüne alınıyor şekerim, bana mı gülüyorsun. aksanları farklı insanlar birbirini de anlamıyor, birbirine de anlatamıyor. sonra da böyle gülersin dakikalarca. akıllı şey.

klasik müzik dinlediğimi şule duysan ne dersin bilmem. duygusal ediyor bu adamı yahu. ben taş gibi hatunum biliyorsun:p

cidden çok sıkıldım bugün.
bu evin ışıkları da az:p
müslüman ev arkadaşı arıyorum, okula yakın olsun diyorum yazıyorum gelen cevaplar ne alakasız. ya bende bir sorun mu var? bu gavurlar kesin ifadeler mi istiyor? kıza hayır diyorum bana uygun değil, diyor ki tamam belki perşembe buluşuruz. oldu güzelim. çok beklersin.

sevgiler gönderiyorum kocaman.
çok var da:p

yarabbim şöyle ışıltılı güzel bir ev nasib et.

Monday, July 03, 2006

anladım kararsız, yaralarıma yararsız..

sevgi-li-(m) düşüme girdi.
ben napıyorum?
ders çalışıyorum.
aferin bana:)

Sunday, July 02, 2006

:()



dikkat ettim, sokaklarda da yalnız olan az.

yalnızlığğıım yaşamak zorunda olduğum beraberliğimsin,
yalnızzlığımm sen benim hüzünlerimsin.



mcgill'den idarelik bir gece manzarası..

an alone girl

balkonsuz evi neyleyim diyen bir türk bünyesi dışarı çıkmaya hazırlanıyor.
evet bu saatte, napayım, hava yok su yok:p

umuyorum tadsız tutsuz olaylarla karşılaşmayız.
bekle beni ist.. pardon montreal
:p

gözüm döndü hırrr!

sevgili seyirciler,
açlıktan başım dönüyor. evde her şey var ama tv derdine düşmüşüm. sacid dostumla 3 saattir tv arıyoruz. tax içinde mi, shipping ücretli mi, amazon gönderir mi, ebay ikinci el mi satar derken, taktım kafaya. yok kardeşim ikinci mikinci istemiyorum, kapı gibi 1 alacağım. ama nasıl?
amerika'da olsak iş şimdi bitmişti. arıyoruz ki canadada nerde var:p

bugün yoğurt yapmayı deneyeceğiz inşallah. babam maaşını az mı veriyorlar da yoğurdunu kendin yapıyorsun demiş.
ekmeğimiz de finished.
yani çok işimiz var.
beni bekleyen, hiç bitmeyen kelimelerimle.

Saturday, July 01, 2006

sleepy town

bazı şehirler uykuyu içine çeker, bazıları uykuya yenik düşer.
birinciye örnek: yalova: esenköy, izmit vs.
ikinciye örnek: montreal
tam adamına denk geliyor yani. bu kadar olur. ben uykudan kaçtıkça peşimden geliyor mübarek. geldim geleli haftasonu 12'den önce uyandığım yok.
bahtsız bedevi, günün yarısı bitti..:(

it's raining cats and dogs

bayraklar, şiirler boşa gitti.
quebec eyaleti hırçın bir eyaletmiş. bu fransızlar her yerde gıcıklar. bir ara ayaklanmışlar, biz canada devletinden ayrılmak, ayrı bir ülke olmak istiyoruz diye. bu istekleri kabul görmeyince canada day'i moving day olarak kullanıyorlarmış. tatil ve bizim taşınmamız için makul bir gün gibisinden. biraz da nükte içeriyor bence.

africa'lı misafirlerle montreal turu yaptık. oldukça sıcak insanlardı. kuzenleri toronto'da oturuyor. onlar da gelmişti. fotoğraflar flickr'a. ne zaman? kablo bulunca. inşallah.

south africa'da ingilizce konuşulduğunu, afrikaans'ın sadece okullarda zorunlu olarak öğretildiğini ama konuşulmadığını, suç oranının oldukça yüksek olduğunu, her dakika bir hırsızlık ve her saniye bir tecavüz vakaası olduğunu da öğrendik. üzücü şeyler bunlar. selim bey- melahat'in eşi-orada masterını yapmış, burada mcgill'de akademisyen. orada 4 yıl yaşamış, her açıdan çok sevmiş. ama kızlara önermiyor ve göndermiyoruz dedi. peki dedim:)

tamam yarın bakacağım tv'ye.