Thursday, June 29, 2006

alarıım alarımm alarıım caution!!!

yemeğimi yemişim mis gibi. evimi toplamışım efendim. haritamı alıp tv'me kavuşabileceğim adresleri araştırırken telefon çalmaz mı? melahat uğramasa bugün evden çıkacağım yok, oturur haritalarımla, kitaplarımla, yerleri siler dururdum. pencereleri falan. evde durdukça temizlik yapıyorum zira. hasta bir şey oluverdim çıktım. bünye hissediyor belki sıkıntıyı alacak şeyi:p
bana uzatma kablosu getirmiş sağolsun iyilik meleğim. bir de yemek.

efendime söyleyim, dedi ben biraz hediye almalıyım south africadan misafirlerim var, gel istersen.hmm dedim sana yardım edeyim evet birlikte taşırız:) neyse efendim çıktık dolandık durduk, bu sayede yalnız yapmam gereken alışverişin bir kısmını -kozmetik, banyo- arkadaşla yapmış olduk, ohh. sonracığıma dolandık durduk misafirler f1 tutkunuymuş, şapka aradık. çikolata aldık derken ilk gece gezmesini gerçekleştirmiş oldum.
bu arada arapları hala sevmiyorum, unutmayım sonra unuturum nolur nolmaz.

mcgill'in içinde ayrıldık efendim. ben paşa paşa evimi ararken kapımın önünde buluverdim kendimi. Allahım o ne ses o ne seees. benimle binaya girenler kulaklarını kapatıp girdi. neyse efendim ben evime girdim. Allahım evde ses daha yüksek! bir baktım duman alarmı çalıyor. dedim bir ineyim sorayım noluyoruz derken anahtarımla iniverdim. bir amcaya denk geldim. dedim amca noluyor? yangın alarmı, kapını kitle in dedi. ok. sonracığıma baktım apartmanın önü insanla dolmuş. neymiş alarm çalınca tüm bina hurrraaa aşağıya. bir hatunun yanına gittim, dedim noluyor? dedi bu binada hep olur. ama bence yanlış alarm dedi ve gitti:) gavur milleti işte. neyse. 5dk. sonra efendim 3 koca itfaiye arabası geldi. bir grup oturmuş bakıyoruz. dedim 3 araba geldi demek mühim bir şey var. ya da bunlar da amerikalılar gibi evhamlı. ikinci şık doğru imiş efendim, içeri giren uzay kıyafetli itfayeciler 2 dk sonra indiler. 3 arabaya ne gerek vardı anlayamadım. saat 10.15 pm.de nihayet evimdeydim. suyumu da içtim çok şükür.

neler öğrendik?

1-binada kaç daire olabileceğini bu sayede hesaplamış gibiyiz. 9 katlı bir binada 11 daireden, 99 daire eder. arkada ve yanda da daireler olduğunu varsayarsak bilmem kaç yüz tane daire olur bilemedim. inanılmaz korkunç. bu rakama 10 itfaiye aracı gelse yetmez.
2-normal dışı bir durum olunca türk kanıyla hareket edip de noluyor acep diye kendi kendine düşünmeyeceksin. inip adam gibi soracaksın.
3-evde dumanlı şeylerle uğraşmayacaksın. efendim yemeği yakmayacaksın fazla, sigara, puro, maruana falan içmeyeceksin.
4-çantanı alıp ineceksin. cüzdanın bile yok yanında. otelde kalman gerekse napacaksın?
5-binada mevcut bulunan milliyet profilini görmüş olduk. pakistan ve hindistan ağırlıklı idi aşağıdakiler. bir tanesi durumun fotoğrafını çekti. benim gibiler varmış demek dedim;) benim gibi yalnız olan bir kaç kişi vardı halihazırda.
6-her olayı sakin sakin izleyeceksin. bak sakince izledin film gibi, eğlendin, dolandın falan. iyi bir deneyimdi.

Neyse efendim sözün kısası cehaletime verin;)

canada day münasebetiyle..

sınıfta düzenlediğimiz "gün"den sonra eve geldik efendim.
annemiz tarif verdi, yapacağız inşallah.
ondan önce yarın mükemmel bir gün olacak.
neden mi?
canada günü zira. yarın, canadanın kurtuluşunu tüm yurtta etkinliklerle anmayı planlıyoruz. ben bayrak taşıyıp şiir okuyacağım. o günü böylece yad etmek dileğimiz. yağmura yenik düşmez isek efendim.
okul yok, ayh bir hoşum ve bu sayede pek boşum.
tv arayacağım için heyecanlanıyorum:p
netten baktığım adresleri harita yoluyla tabanway ile bulmaya çalışacağım.
ben kendimle birlikte. umuyorum kucağımda tosun gibi sağlıklı bir tv ile evimin kapısını aralarım.
hadi bakalım.

Wednesday, June 28, 2006

1, 2, 3,....14/15.

14. günüm bugün.
İstanbul'a göre 15.
babannem deyince farkettim.
ilk defa canım çikolata istedi. yeni mi oturuyor vücut düzene? benim bünye zaten pek ağır, sağolsun ilaçlara da geç tepki verir hep.
tv bulmam lazım. eskicileri gezeceğiz bakalım, kısmetse.

---
wada na toddd
wadani hodaaa
mi yeri hami
terpii
dumu na mo
wada no toddd

Tuesday, June 27, 2006

uzun süredir eğlenmediğim kadar eğlendim dün.
bir şarkıyla eğlenilir mi efendim? pekala eğlenilirmiş. çok içten sözler. hediye etme ihtiyacı duyuyorum. alır mıydınız:) estağfurullah, size değil..

bulana bir hediyemiz var:
jerk-kim woodstock

Monday, June 26, 2006

geceler, katran karası geceler..

katran karası gecesinde dolaşmak istiyorum, söylemiş miydim. en azından pencerem açılsın sonuna kadar. rüzgar gezinsin üzerimde. off off
gecesine gitmek istiyorum.
ben gece niye dışarı çıkmıyorum?
hayret bir şeyim.

saygılar

uzun süreden beri yaşamadığım bir şeyi yaşadım bu sabah: pazartesi sendromu.
"kalk bak gün hemen bitecek, bak inan bana ve sen uykuna varacaksın farkına varmadan.."
diye diye yatağımı toplamadan çıktım. hani uyuyacağım gelince. ayh nerde şekerim, çoluk çocuk yemek bekler. bendeki de iş, uyumakmış. uyku nerde sen nerdeee.
silgi aldım nihayet bugün. bulamayacağım için çok korktum. ee tabi sen bilmessin güzelim ben ne kadar aradım. "üstad" demiş ya: "güzelim"
sonracığıma, salatamı da yedim.
yalnızlığım boğazıma dayandı beaa. kapımı çalsın biri. gavur da olur, yeter ki yalnızlığıma saygısızlık etsin. böyle saygı gösterdikçe tepeme çıktı zaten.
"ödev" yapacağım diye katlanıyorum sana bilesin. yoksa uykuma varırdım, ninnimi bile söylerdi montreal'in rüzgarlarına nazireyle..

sağ eller havayaa
kendi kitabımı kendim aldım
tek başıma kaldım
:p

Sunday, June 25, 2006

hayat beni unutsa da..

yalnızlığın en koyusu otel odası kıvamında penceresi çıkmaz sokağa bile varmayan sonsuzlukta bir odada sütlü kahve içmekmiş. sütü biraz taşırıp, eksik kalana biraz kendinden katıp..
yalnızlığıma seslenen sevgili(m)

sen unutma ..

ecuator muzundan nerelere:)

bugün 10.günüm burada. biliyorum günlük fazla erken -belki- tespitte bulunma ukalalığı için:p
ama demeden geçmeyeyim. bu insanların ağız tadları ile uyuşmuyorsak bu demek değildir ki onlar zevksiz insanlar. alıştığımız, bize alıştırılan kriterler var nimetler için vesselam. mesela muz bizim yediğimizle aynı diye "anneee muz aynı bizimki gibi güzel" diyebiliyoruz. oysa ikimizde ecuatordan gelen muzu yediğimiz için ortak ağız tadımız bu.
aynılıklara ne hoş bakıyoruz Allahıımm;)

Saturday, June 24, 2006

bugün bayrammmm..

nete farklı bir kıtadan bağlanışımın ilk günü.
çok sevinçliyim, evimde gibiyim. büyük nimet.
kendimi tıkılı kalmış bir boru gibi hissediyordum, su gitmiyordu ileri.
herkesin huzurunda telefonda benim yerime sympatico denen aptal şirketle görüşme yapan ve sorunuma çözüm bulan kardeşim Melahat'e teşekkür ediyorum. Allah razı olsun;)
lay laaa laayyy laayyy;)

Monday, June 12, 2006

bEniMle gElEnleR, iŞtE:



sınırlı sayıda kitap götürebiliyorum, isterdim ki çook olsunlar yanımda. aslında bir bakıma bunlarla kısıtlı olmam iyi, türkçe okumadan ziyade başka şeylere yönelsem daha iyi olur bu süreçte.
aldıklarım neler mi:
- şehrin aynaları- elif şafak: uzun süredir arşivime katmak isteyip de sırasını kolladığım kitabım.bir gezginin yazıları olmadan gidilir mi bu şehirden? sorarım;)
- ciğerdelen- safiye erol
- klingsor'un son yazı- hermann hesse: diğer kaçık gezgin amcam. izinden gitmeye niyetli değilim ama aynı düşünüyoruz yine. onsuz olmazdı.götüreceklerimin arasında olman huzur veriyor.
-ladesçi- üstün dökmen: bu adamı seviyorum. ne kadar kişisel gelişim rafında yer alsa da kitabı. ne kadar basit dursa da, seviyorum.
ve son olarak;
- hay bin yakzan (diğer adı, esrarü'l-hikmeti'l-meşrikiye) - ibni sina/ibni tufeyl: merakla okumayı beklediğim bir kitap bu. niye mi? bir kere ibni tufeyl endülüslü. bu çok önemli. o kokuyu duymayı umuyorum. sonracığıma bir de tanpınar amca demiş ki: "müslüman aleminin tek romanı" merak ettim haliyle, kendisiyle pek barışık olmasam da:)) Cemal Bali Akal hocam, umarım denk gelmiyorsundur yazdıklarıma;) ama eminim şuna sevinirdin, sen yine de denk gelme ama spinoza çok etkilenmiş bu kitaptan. okuyalım bakalım;)

sana emanet..

sekiz onbir haziran tarihleri arasında esenköydeki evimdeydim. halini hatrını sorayım dedim, elimde büyüdü, merak ediyor insan. sonra bir de allahaısmarladık demek için..
yatağım sokak lambasına bakıyor, çok sevindim;)
mis gibi kokusunu çektim, kuşlar benim için öttüler, karpuz ektim, kavun ektim, salatalık ektim. en önemlisi nar ağacı diktim. can sularını verdim. o süre zarfında her gün akşam altıda toprağa suyunu verip karşılığında emanetime sahip çıkmasını istedim. sahip çıkıyor, dört günde boy attılar.
bekleyin beni, yine geleceğim inşallah..

Monday, June 05, 2006

istiklal'in tadı yoktu bugün.

içim mi kurudu, bilmiyorum.

giderayak her şey sıkıyor, ne iş..

Saturday, June 03, 2006

yol(cu)luk teranesi

o gün bugün. korkmak değil de çekiniyordum, evet bavul hazırlamaktan çekiniyordum, her sıradan insan gibi.- zaten bir bu konuda benzer oluyoruz:p -
üç gündür fasılalı şekilde bavula tıkıştırıp duruyorum bir şeyler. en hacimli bavulları seçtim kendime, hem yazlık hem kışlık koymak kolay değil. hangisinden vazgeçsen onu arayacaksın, ben biliyorum. en iyisi çoğunu bırak, zaten arayacaksın:p
sadece tıkıştırmıyorum, taksit taksit alışveriş de yapıyorum. elin gavurundan alacağıma ülkemden alır giderim. giderim de acaba bavullar kaç kilo oldu, bir sor değil mi.. e ben de sordum. nasıl tartarım bunları? elektronik tartıyı aldık. bu tartıya ayağınla basıyorsun, 0 çıkınca çıkıyorsun üstüne. bavulun birini önce yatay yatırdık, olmadı, 150 kilolar falan, tartı dengeden çıktı. dikey koyduk, annem olmaz öyle dedi. önce ben tartıldım. sonra koca bavulu kucağıma verdiler, acımadan. öyle de ağır ki.. yaptığım derin araştırmalar sonucu bavulla birlikte 71 çıktım. 71'den 48 çıkınca 23 kalıyor. ama ikinci bir bavulum daha var, of Allahım ne sorunlu insanım. oysa daha koyacak çok şey vaaar!!!
bu bir şey mi? değil.
bavulun birinin 3 rakamlı şifresini değiştir sen, sonra bulama. 2 gündür olasılık hesabı yap dur, sanki çok anlıyorum da. neticede dün yarımsaat bugün 1 saat uğraştım, ve o mübarek sayıya ulaştım.
paylaşmak isterim: 275